şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

sis

~ ~
sis
selçuk yöntem
şiir niye

iki şehri var gecenin,
biri gözümde tütüyor,
birinin dumanı üstünde
yağmur gibi çöken siste,
bana bu uykusuz şehri niye bıraktın,
göze alamadığım bir şehrin yerine
bütün şehirlerdesin,
gece değil istediğin
hayli karanlık bakışlı bir şehrin
gözleriyle çarpışmak
hevesindesin!
gözlerini anlıyorum

henüz
bağışlayabileceği gözleriyle çarpışmadı kimsenin;
gözlerimizi uzaklıklar değil ki yalnız
göze alamadığımız yakınlıklar da acıtır,
ve gözleri ancak gözler bağışlayabilir,
öyle acıyor ki gözlerim kim bağışlayacak,
sis değil, uykusuzluk değil,

iki uzak şehir gibi

ayrılıktan kavuşmuyor gözlerim:
biri hepimizle gözgöze gibi hala uykusuz,
biri sis içinde kirpiklerine kadar açık,
bu sessizliği kim bıraktıysa, göremiyorum
konuşkan gözlerinde tek sözcük bile,
gözlerimiz birbirine değmiyor gecenin iki şehrinde

kimsenin kimseye gözü değmiyorsa şiir niye?
Haydar Ergülen

cehennem meleği

~ ~
leman sam

CEHENNEM MELEĞİ

Gözlerini eksik yaşanmış bir bahar gibi kullan
gülüşünü as intihar koğuşlarına
çelimsiz ruhlarda erken yağmurlar biriktir
nasılsa taşra hep hazırdır aşka

Üzülme, sakın dönme kendine
tesellisi ol cehennemin
cehennemin son meleği ol

Gözlerini eksik yaşanmış bir bahar gibi kullan
gülüşünü as intihar koğuşlarına
çelimsiz ruhlarda erken yağmurlar biriktir

Nasılsa taşra hep hazırdır aşka

CEZMİ ERSÖZ

Sevgili Humeyni

~ ~
her şey bir rüzgâra bakıyor ağabey
bakma esrar çekip mayıştıklarına
bir gün var ya bu mağribli çocuklar
bir gün yakacaklar paris'i

wish you were here

işte böyle sevgili humeyni
seni pink floyd'un bir şarkısıyla anmak da varmış


how I wish you were here

bu beş yıldızlı otelde
rulet masasının dibinde
islam düşüncesini tartışırken üstadlarımız
pat diye peydah olmalıydın sen
yerde eski bir seccadenin üstünde
oturup öylece susmalıydın
bir de mehdi haşimi olmalıydı yanında
bre gafiller diye gürlemeliydi
kurşun geçirmez camlardan halkın sesi geçer mi?
ah hurma dalları...
yoksul mescidim...

Hakan ALBAYRAK

ölümünün 21.yılında,sabah ezanında 3 defa ,pencere açıp ALLAHUEKBER diye bağırın birliğinde insanları toplayarak,kadim topraklarda diriliş rüzgarını anımsatan yürekli adamı rahmetle anıyorum.

Sacit Onan

~ ~


Su
DARK HORSE
DUA
GÖZLERİN
HÜZNÜ ATAMIYORUM
MİHRİBAN
ONAN BİLENDİ
RESMİN SÖYLEDİĞİ ŞARKI
SEBEP EY
SEVDA
SİS OLDU ŞARKILAR
SU
YOLLARDA BEN KALIRIM

YERE DÜŞEN YILDIZLAR
ACI-FERMAN KARACAM
ANT-ÖMER ÖZBAY
ATEŞLERDEN GEÇEN KİM-NURETTİN DURMAN
BEN MUHAMMED'İM-ÖZCAN ÜNLÜ
ELBET DÖNECEĞİZ-ABDULKERİM EL KERMİ
EY FİLİSTİN-ABDULHAMİD EDDİB
FİLİSTİN-ZALİM EL ZÜRKALİ
FİLİSTİNLİ ÇOCUK-ŞEREF AKBABA
FİLİSTİNLİ ÇOCUKLAR-METİN ÖNAL MENGÜSOĞLU
GÖKYÜZÜ DEPREMLERİ
GÜZ-OSMAN SARI
İLK ÖLÜM-MUSTAFA YÜREKLİ

SALAVATI ŞERİF-E:
BİLİRİM BİLDİRİRİM
CENNETE ÇAĞIRDI
HİDAYETE ERİŞ
HZ. MUHAMMED'İN ASHABI
ÖYLE BİR ÇAĞDA
ŞEFAAT KÂRDIR ÜZERİMİZE
YETER BİZE
ADI GÜZEL
CANIMIN CANANI
NAAT-YETİŞ EY PEYGAMBER
O GECE
RUHUM SANA AŞIKTIR EFENDİM
SU KASİDESİ

Mehmet Çetin & Umut Akar - Suredar (zazaca şiirler )

~ ~
Siftiya Xiziri
Venge Pelga Khewiye
Beviri
Heywax Bo
Na Dina Ra
Dewrese Necariye
Zakir
Hewn
Khile
Vase Veroci
Sonya
Areqe Gonili
Dem u Dewran

Ateşten savrulan sesler, ağustos böceklerinin cızırtısı, sığındığı dal birlikte “ateşte yanan karıncanın” duyulur duyulmaz sızısı ile başlar Surêdar: Uzun, ince bir ırmağa dökülen derelerce acılar, düş kırıklıkları ve sırrını dilinden alan iyimserlik… Notaların diliyle dipte, derinden akan bir başka şiir…

Surêdar’a okunan şiirler ve anlatıları sarmalayan harmonilere can kulağınızı vermeye durduğunuzda, derinden duyumsayacağınız; tehlike altındaki bir dilin dayandığı tüm varoluş değerleriyle, heder olup giden evveli bir hayata yakılmış uzun bir ağıt olacaktır öncelikle.
...
Belki, zamanın ötelerinden beriye nafile bir sesleniş.
Zamandan geçmişe iz sürmeye didinen beyhude bir arayış, belki...
...
Dönüp kadim bir söylenceyi fısıldıyor ateşe; ateşe düşen dala, dalın kabuğuna sığınmış karıncaya. Denir ki; “işte bu küldür kadimden aldığı sedayı ahire fısıldayacak olan.”

Rızalığını veriyor dil...
Kül olmanın vaktidir!
Karşılıklarını yitirmiş kelimeler tutuşuyor birer birer. Anlatıcı, anlatısıyla; zakir, themburuyla kül olunca...
Orada, o suskun göğün altında, gelip anadillerinin darında duruyorlar...

Ki anadil annelerin şefkatini taşır kendilerinde. Kelimelerinde biriktirdiği zamanın sırlarını açar, ona can kulağını verenlere. Anonim belleğini, kayıp işaretlerini fısıldar…

Sönmüş ocaklarda külün sakladığı közü sunar onlara.
Zahiri ateşbazların, Kızılbaş dervişlerin divanında, kavim-kardeş bir eski kavli hatırlatır Surêdar: ‘sa bo adır / sa bo wele’; öyledir işte: külüyle şad olanların mağdur ama mağrur ezgisidir Surêdar…

SUREDAR BASIN BÜLTENİ

"ae ra bırae exretê, kam savano vaco jüano, jibeno
jilê koyi de fetelino, çherxê vayi de çherexino
niseno ro tecelê xo ser şüaron vano
zalalo vano jüanê hometê, hama nu kêm kêmo bino
ae ra bıra, jüano: naz u duazê iqrariye, vaz u awazê
zerrêweşiye, çêrangê çêyiyo; sêrengê ra pers dano,
sergêrdao. zurê dina ra dürr, zorbajiye ra bêzaro
elbruzo, zagroso, muzıro. ğezalê koan de rêça
xızırio. golo bêbıno. bêviro. vano.."

"ol sebeple ahret kardeşim, kim ne derse desin dildir, inciniyor.
dağın uçurumunda dolaşıyor, rüzgârın döngüsünde döneniyor.
oturup ağıtlar yakıyor bahtına.
kutsaldır diyor kainattaki her dil ama bu yokluk başka bir yokluk
ki dildir; naz ile duazı ikrar vermenin, söz ile avazıdır
iyi kalpliliğin, evin payandasıdır. yücelerden ses verir,
dağlıdır. dünyanın yalanından uzak, zorbalıktan bıkkındır.
elbruz’dur, zağros’tur, munzur’dur. dağların ceylanları ile hızır’ın ayak izidir.
dipsiz göldür. hafızasızdır. söyler.."

İçeriğiyle, siir ve müzik olarak, kayıp seslerin izini süren Suredar, referanslarını Dêrsîm-Kırmanc geleneğinden alan bir anlatı albümüdür. Kırmancki (Zazaki/Dımılki) dilinin ve içinde yaşam bulduğu kültürün kayıp hafızasına, arkaik seslerine ulaşma çabası, gah sözle gah tınıyla kadim olanı duymaya, hatırlamaya ve bunu vesile kılarak hatırlatmaya dönüşüyor. Türkçe’de "ağacın kızıllığı ya da kızıl ağaç" anlamına gelen Suredar; yasaklamaların, yoksamaların, modern dünyanın kuşatmalarının içinde kaybolmaya yüz tutan bir dilin, kültürün ve varoluşun hafızalardan silinmek istenen engin okyanusuna bir damla iyimserlik taşıma çabasıdır.

Kollektif bir çalışmayla üç yılda ortaya çıkan albümün şiirleri hatırlama hatırlatma izleğini, sanat ve edebiyatın etik-estetik olanakları içinde doğanın aklından da beslenerek sürdüren Mehmet Çetin tarafından yazılıp okundu. Müzikleri ve düzenlemeleri ise; kadim ve orjin olana ulaşma çabasıyla "Raa Sure" adında kendine özgü bir akort düzeni ve çalım tekniğini yola düşüren Umut Akar tarafından yapıldı.

Bir ateşin başında, eski bir söylenceden esinle başlayan albüm, sözü/anlatısı ve sound’uyla, dinleyiciyi; gerçek ile düş, geçmiş ile gelecek ve dün ile bugün arasındaki sınırların kalktığı bir iklim ve ruh haline sürüklüyor. Albüm boyunca bazen kederli bazen iyimser; gah bir ırmağın kenarında, gah bir dağın yamacında; yanık bir meşe ağacının kederini, yeşil bir yaprağın, börtü-böceğin sesini veya bir dervişin, bir kavmin çığlığını duyarsınız. Orada Suredar kolunuza girer ve sizi masalımsı bir dünyanın içinde dolaştırır.

asfur

~ ~


asfur
grup nidal
asfur

Asfur Talli Mni şşibbek We Elli Yâ Lûlû
Xabbini 'Andek Xabbini Daxlek Yâ Lûlû

Iltillu Inta Min Wayn Alli Min Hudud I-Ssemâ
Iltillu Câyi Min Wayn Elli Min Beyt-Il Cîrân
Iltillu Xayef Mîn Elli Min-Afas Girbân
Iltillu Rîşatek Wayn Elli Farfatha Zemân

Nizlet 'Axaddu Dam-A We Cnâhâtu Mitkiyyi
We Thadda Bilard We Kal Beddî Imşî We Ma Fiyyi
Dum Mâytu'â Kalbî Û Sâr Yitwacc'a 'Ala Cruhatu
Kbel Mâ Ykesseri-Ilhabs Itkesser Sawtu Wi Cnâhâtu


(Kuş)

Bir kuş baktı pencereden
"Lülü" diye seslendi
"Beni yanında sakla sakla beni
Ne olursun lülü"

"Sen neredensin?" diye sordum ona
"Göğün sınırından" dedi
"Nereden geliyorsun?" dedim
"Komşunun evinden" dedi
"Kimden korkuyorsun?" dedim
"Karga kafesinden" dedi
"Tüylerin nerede?" dedim
"Zaman uçurdu" dedi

Bir damla gözyaşı süzüldü yanağından
Kanatları büküldü
Yere sağlam basıp kendi yolumda yürüyeceğim
Diyordu.

Onun yaralı hali gibi
Kalbimin yaraları da acı veriyordu bana

Zindanın demirlerini kıramadan
Kesildi sesi, kırıldı kanatları

Marsel Xalif

Sin Palabras

~ ~

sin palabras
radio tarifa
cruzando el río

Sin Palabras

Benden uzaklaşma
Bırak sana bakayım
Seni yanımda hissedeyim
Görüyorsun, benden uzaklaşamıyorsun
Beni bırakıp gidemiyorsun

Uyanıyorum ve seni görüyorum,
Benim yanımda ve mutlu göründüğünü hatırlıyorum

Beni izlerken buldum seni
Gözlerini
Kelimeler olmadan
Bakışlar, tebessüm ve her şey…

Yeniden hissediyorum
İnanamazdım, yeniden doğdum, yaşam…

Beni izlerken buldum seni
Gözlerini
Kelimeler olmadan
Bakışlar, tebessüm ve her şey…

Şiir Şehir - İstanbul

~ ~
mavi gök orda mı
şiir:cahit zarifoğlu
okuyan:uğur arslan
şiir şehir: İstanbul

mavi gök orda mı

Bakıyorsunuz kuşlar
Hazır
Sokak lambaları yanık unutulmuş
Bir kadıköy vapuru hınca hınç insan
Çok geçmeyecek
Martılar beyhude turlar atacak
Kıyılar lağım konserve kutuları
Mısır koçanları
Sevgi aranabilir yine
Korkusuzca say koskoca kederlerini
Bir kuyu bulunabilir
Aklımdan çıkmıyorsun
Sen hala dizüstü
Bunca anıyı besleyerek
Sokaklarda avaz avaz konuşarak kendi kendinle
Mektupları öpebilirsin kırmızı dudaklarınla
Görür gibi olarak açıp baktığımı
Bense şöyle diyorum:
Buradan bir acı kanamış boyuna
Kuşlar hazır
Öncü havalanmak üzre
Şehri gelen bir mevsime bırakıyorlar
O vapur hala hınca hınç
Kimbilir herbiri hangi dünyaya sağır
Çok geçmez aradan
Kadınlar kapı önlerinde
Ellerinde meşalelerle
Aydınlatırlar gelip geçen erkek suratları
Yorgun bir sarıyla ben de
Geçeceğim önlerinden
Aklımdan çıkmıyorsun dedim
Başka türlüsünü yorgunum anlatmaya
Telefonlar yan hücrede çalışıyor
Bende kurşuni bir dere
Ağaçlar hayvanlar bile kaygılı
Onu bir mersedesten indirdi kalçasına kadar
açılarak
Yapayaşlı bir rum kadın
Herşeyde yanıp sönen bir kıyamet algısı
Haydi koşayım diyorum belki dağılır
Koşuyorum
Sancağımda kendi rüzgarımla ölgün kıpırtılar
Hayır daha sevgili daha sevimli değil
Ne başka bir gün ne başka bir zaman
Çok geçmeyecek aradan
Şöyle diyeceğim:
Bulutlar açmadı
Mavi gök orda mı

Cahit Zarifoğlu

ankara'nın istanbul'a dönüşünü seviyorum.istanbul.böyle bir şey.içindeyken küfrettiğimiz.trafiğine görgüsüne çamuruna.....ama uzak kalınca....
ve istanbul üzerine mükemmel şiirler.mutlaka plması gereken bir albüm.velevki ben gibi sevmiş olmayın istanbul'u
Gözlerin İstanbul Oluyor Birden

gözlerin İstanbul oluyor birden
şiir şehir: İstanbul
şiir:yavuz bülent bakiler
yorum:oya seymen

Gözlerin İstanbul Oluyor Birden
Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik,
Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden.
Martılar konuyor omuzlarıma,
Gözlerin İstanbul oluyor birden.
Akşamlardan, gecelerden, senden uzağım
Şiirlerim rüzgardır uzak dağlardan esen
Durgun sular gibi azalacağım
Bir gün, birdenbire çıkıp gelmesen.
Şarkılarla geleceksin, duygulu, ince
Yalnız gözlerime bak diyeceksin.
Ellerim usulca ellerine değince
Kaybolup gideceksin
Bir elim seni çizecek bütün pencerelere
Bir elim seni silecek.
Kalbim: Ebemkuşağı; günde bin kere
Senin için yeni baştan can kesilecek.
Ne güzel seni bulmak bütün yüzlerde
Sonra seni kaybetmek hemen her yerde
Ne güzel bineceğim vapurları kaçırmak
Yapayalnız kalmak iskelelerde.
Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik,
Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden.
Martılar konuyor omuzlarıma,
Gözlerin İstanbul oluyor birden.
Yavuz Bülent Bakiler
Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik,
Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden.
Martılar konuyor omuzlarıma,
Gözlerin İstanbul oluyor birden.
Akşamlardan, gecelerden, senden uzağım
Şiirlerim rüzgardır uzak dağlardan esen
Durgun sular gibi azalacağım
Bir gün, birdenbire çıkıp gelmesen.
Şarkılarla geleceksin, duygulu, ince
Yalnız gözlerime bak diyeceksin.
Ellerim usulca ellerine değince
Kaybolup gideceksin
Bir elim seni çizecek bütün pencerelere
Bir elim seni silecek.
Kalbim: Ebemkuşağı; günde bin kere
Senin için yeni baştan can kesilecek.
Ne güzel seni bulmak bütün yüzlerde
Sonra seni kaybetmek hemen her yerde
Ne güzel bineceğim vapurları kaçırmak
Yapayalnız kalmak iskelelerde.
Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik,
Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden.
Martılar konuyor omuzlarıma,
Gözlerin İstanbul oluyor birden.
Yavuz Bülent Bakiler


Şiir Şehir - İstanbul
Açılış
İstanbul'u Dinliyorum / Orhan Veli
Yorumlayan: Cem Karaca
Sessiz İstanbul / Ümit Yaşar Oğuzcan
Yorumlayan: Ayşe Egesoy
Canım İstanbul / Necip Fazıl Kısakürek
Yorumlayan: İbrahim Sadri
Gözlerin İstanbul Oluyor Birden / Yavuz Bülent Bakiler
Yorumlayan: Oya Seymen
İstanbul Destanı / Bedri Rahmi Eyüboğlu
Yorumlayan: Savaş Ay
 Bir Başka Tepeden / Yahya Kemal Beyatlı
Yorumlayan: Kerem Yılmazer
Ögretmen İstanbul'u Düşünüyorum / Ceyhun Atuf Kansu
Yorumlayan: Şebnem Kısaparmak
Beşiktaş Tramvayı / A. Kadir
Yorumlayan: Erhan Abir
İstanbul / Sunay Akın
Yorumlayan: Çiğdem Tunç
Kaside / Nedim
Yorumlayan: Yusuf Ziya Özkan
Mavi Gök Orda Mı / Cahit Zarifoğlu
Yorumlayan: Uğur Arslan
İstanbul Destanı - 2 / Bedri Rahmi Eyüboğlu
Yorumlayan: Ayla Algan
Köprü / Rıfat Ilgaz
Yorumlayan: Nevzat Şenol
 Köprü / Sait Faik Abasıyanık
Yorumlayan: Hayri Küçükdeniz
Bahar Sarhoşluğu / Cahit Sıtkı Tarancı
Yorumlayan: Kenan Işık
Kapanış

barbara

~ ~
hatırla barbara,
o gün hiç durmamacasına yağıyordu yağmur Brest'e
ve sen
o yağmurun altında
gülümseyerek yürüyordun
ışıl ışıl, mutlu, sırılsıklam

hiç durmamacasına yağıyordu yağmur Brest'e
ve ben senlen
Siyam sokağında karşılaştım
gülümsüyordun
ben de gülümsüyordum

hatırla barbara,
benim tanımadığım sen
beni tanımayan sen
hatırla,
gene de o günü hatırla
unutma

bir sundurmanın altına bir adam sığınmıştı
sana adınla seslendi
barbara
ve sen
o yağmurun altında ona doğru koştun
sırılsıklam, mutlu, ışıl ışıl
ve kollarına atıldın
bunu da hatırla
ve sen diye hitabettiğim için sakın bana kızma
ben tüm sevdiklerime sen derim
onları yalnızca bir kez görmüş olsam bile
ben tüm sevenlere sen derim
onları hiç tanımasam bile

hatırla barbara,
unutma
mutlu yüzündeki, o mutlu şehrin üstündeki
o sakin ve mutlu yağmuru
denizin, askeri tersanenin, Ouessant gemisinin üzerindeki
o yağmuru

ooo barbara
savaş
ne büyük aptallık
sen şimdi ne oldun
bu;
demirden,
ateşten,
çelikten,
kandan
yağmurun altında

ya seni kollarında tutkuyla saran adam
öldü mü, kayıp mı, yaşıyor mu

ooo barbara
hiç durmamacasına yağıyor yağmur Brest'e
taa o zamanki gibi
fakat hiçbirşey aynı değil, hepsi darma duman şimdi
bu, korkunç ve mahzun bir keder yağmuru

bu;
demirden,
çelikten,
kandan oluşmuş
aynı fırtına değil artık
şimdi sadece
Brest'in üstündeki yağmur boyunca,
ölen köpekler gibi çatlayan bulutlar var

ve onlar
uzakta çürüyecekler,
artık hiçbirşeyi kalmayan Brest'in uzağında,

çok uzağında...

Jacques Prevert

Agape

~ ~
Affet beni, tanrım: ne kadar az öldüm!

Kimse gelmedi bugün bana sorular sormaya;
kimse bir şey istemedi benden bu ikindi.

Bir tek mezarlık çiçeği görmedim
bütün o neşeli fener alayında.
Affet beni, tanrım: ne kadar az öldüm!

Herkes, herkes geçip gidiyor bu ikindi
sorular sormadan bana, beni sormadan.

Bilmiyorum ne unuttular, ellerimde
kalan bu fenalık yabancı bir nesne gibi.

Kapıya çıkıp,
bağırmak istiyorum herkese:
Aradığınız biri varsa, işte burada!

Bütün ikindilerinde hayatımın,
anlatamam ne kapılar kapandı yüzüme,
ve ruhum yabancı bir şeyle doldu.

Kimse gelmedi bugün;
ve çok az öldüm bu ikindi.

Cesar Vallejo

İNSANIN UNUTMAYI SEÇTİĞİ

~ ~
Tanrılardan pek anlamam: ama sanırım ırmak
Güçlü boz bir tanrıdır-somurtkan, elegeçmez ve serkeş,
Bir yere kadar sabırlı, sınırdır diye bilindi önceleri;
Yararlıydı bir ticaret yolu olarak, güven vermezdi;
Sonra köprü mimarları önündeki mes'ele oldu yalnız.

Bir kez çözüldü mü mes'ele, unuttular boz tanrıyı
Kentlerde oturanlar- o yine de aman vermez kaldı, daima,
Terketmedi kendi mevsimlerini, taşkınlığını, yıkıcı,
İnsanların unutmayı seçtiğinin hatırlatıcısı. Makinaya
Tapanların gönlünden, gözünden düşmüş, ama bekliyor,
Gözetliyor ve bekliyor.
Thomas Stearns Eliot

SÛRÎ MANTIK

~ ~
Adaam sen de
Diyorsun
Hata ediyorsun
Ölümse ha hışır hışır gelmiş
Elyafı sun’î yorganda
Ha ıslık çalarak
İdaresi örfî yağlı urganda.
Olur mu hiç
Bak meselâ
Şu anda elektronik bir parkta
Tenasüb-i haz ile oturmakta
Yız altında fiberglas bir meşenin
Bir de düşün
Kimi kimselerce itibarı
Hırpalanmış dahi olsa
Yüzünün astarının Çukurova
Pamuğundan oluşunun bizi
Gocundurmadığı
Gocundurmak ne kelime en temiz
En helâl hissi içimizde uyandırdığı
Yorgan altında
Bulunduğumuzu bir düşün.
İsmet Özel

Zefiran...

~ ~
ı.
hepsini ikimiz için yaptım nedir sabahları erkenden kalktım
akşamları erkenden yattım yazdığımı yırttım kasayı çöpe attım
görüntüyü gittim sattım harfleri kırdım ufaladım üfledim
geçmişe giden oluktan şükür dedim şükür aklımı koruyan
ruhuna ruhumu koruyan aklına herşeye değer dedim
yalnızlığın kırbacı develerin kırbasındaki acı su yeter ki sen
ıı.
selesindeki zeytine baktım karşımdaki hayalin gerçek çökeldi
içimde senin tahminin benim doğrum oldu zamanla sağaldım
zamanla doğruldum kaygan bir hayvan gibi dirildi kimlik sen
uzun tülbentler serdin suyuma sen uzun döndün
yörüngesinde beni yapan boşluğun aklımın kalanını muhafaza
ettin sarı bir denizde kırılmıştı filikam
ııı.
şimdi sarılıyorum bizden artan pamuğa ufukta kalan kızıl bir
çadır gibi uğulduyor geçmiş sıyrılırken sesler zencefil kokulu
koridorlarda ıslak bir havluyu seriyorum usulca tüten bir
köknarın üstüne dağılıyor sendeleyen nar kızlar misket
yuvarlıyor olağandışı bir enlemde buz topluyor hava uzaklarda
zefiranlı bir suya batırıyor hafızamız silik ayaklarını.
tamer gülbek

Beş Şehir

~ ~
Yönetmen:Onur Ünlü
Senaryo:Onur Ünlü

Beş Şehir, bir polis, bir tezgâhtar, bir öğretmen, bir seyyar satıcı ve 11 yaşında bir çocuğun, yaşamla, ölümle ve aşkla iç içe geçen hikâyesini anlatıyor.
Çekimleri İstanbul’un ardından Afyon ve Eskişehir’de mayıs sonuna kadar devam eden ‘Beş Şehir’in yönetmenliğini Polis filmiyle tanınan Onur Ünlü, görüntü yönetmenliğiniyse Meleğin Düşüşü ve Beyaz Melek gibi filmlerin ödüllü görüntü yönetmeni Eyüp Boz üstleniyor.

Türkiye’nin sayılı plastik makyaj sanatçılarından, makyör Derya Ergün ise dünyada nadiren uygulanan bir makyaj tekniğiyle filmin sürprizlerinden birine imza atacak.
“Onur Ünlü, ‘Polis’le tanınan, ‘Güneşin Oğlu’ ve bir parça ‘Çocuk’la da hatırlanan genç kuşak yönetmenlerden. ‘Beş Şehir’ ise onun bu hesapla ‘üçbuçuk’uncu filmi.” Bu cümleyi, Antalya sırasında filme ilişkin izlenim yazısında kullanmıştım. Aradan geçen süre içinde Ünlü, yirmi yıllık yönetmen arkadaşı Taner Elhan’la birlikle ‘Acı Aşk’ (filmin senaristiydi) gibi sinemamız adına gerçekten de hem tuhaf, hem de kayıtsız kalınamayacak bir yapıt ortaya çıkardı. Bütün bu geride kalan izleri takip ettiğimizde Ünlü’nün her bir meseleye sarkastik, ti’ye alan ama içten içe acı da çeken bir tavırla yaklaştığını görüyoruz.
Ölüm ki en çok yakışandır bize
‘Beş Şehir’e göz atarsak; filme ‘Aydın’, ‘Osman’, ‘Şevket ve Kedi’, ‘Tevfik Öğretmen’ ve ‘Dilek’ başlıklarından oluşan, epizodvari bir mantık ve anlatım hâkim. Bu ‘beşli’yi ortak parantezde buluşturan nokta ise hem birbirleriyle bir şekilde bağlanmaları, hem ölümle olan hesaplaşmaları. Bu toplam içinde bence en derin izi bırakan hikâye ve karakter, bir polisi anlatan ‘Aydın’dı. Bu arada ‘Tevfik Öğretmen’ bölümü de, öykünün dramatizasyonu itibarıyla Nuri Bilge’nin ‘Üç Maymun’u tadında. Bu hikâye, sonradan daha geniş hacimli ele anılıp trajik bir yapıta dönüştürülebilir.
‘Beni Vur’la kalpten vuruyor
Filmdeki ölüm temasına ilişkin de Ünlü, “Ölümü hep hatırlamamız lazım. O her an bizimle. Bu yüzden de ölüm fikrinden dolayı daha az kötülük yapmalıyız” yorumunda bulunuyor. Filmde yönetmen kumaşını hissettiren bölüm ise final. Hele ki burada soundtrack’ten yükselen Ahmet Kaya’nın ‘Beni Vur’ parçası var ki, herkesi yüreğinden ‘çok fena’ vuruyor.

ah muhsin ünlü diye bildiğimiz acaip adam.ben çok severim.şiirleriyle bilinsede aslında yönetmen.izlenmeye değer kanımca:

freud diye bir şey yoktur
sen beni öpersen belki de ben fransız olurum
şehre inerim bir sinema yağmura çalar
otomobil icad olunur, zarifoğlu ölür
dünyadaki tüm zenciler kırk yaşından büyüktür.
-senegalliler dahil değil
sen beni öpersen belki de bulvarlar iltihablanır
çağdaş coğrafyalarda üretir cesetlerini siyaset bilimi
o vakit bir sufiyi darplarla gebertebilirsin
hayat bir yanıyla güzeldir canım, sen de güzelsin
-yoksa seni rahatsız mı ettim?
sen beni öpersen belki de aşkımız pratik karşılık bulur
ne ikna edici bir intihar girişimidir şimdi göz göze gelmek
elbette ata binmek gibidir seni sevmek sevgilim
elbette gayet rasyoneldir attan atlamak
-freud diye bir şey yoktur.
sen beni öpersen belki de ben gangsterleşirim
belki de şair olurum seni de aldırırım yanıma
bilesin; göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün
yani ya bu eller öpülür, ya sen öldürülürsün.
-haydi iç de çay koyayım.

ah muhsin ünlü

Görmek Büyüyor Bu Kimsenin Anladığı Yük Değil

~ ~
Anıtsı ve utangaç ve filizi bir iki üç…
Ve durmadan bölünen çift cinsiyetli okunaksız bir şeydi hayır bir yerdi
Çoğala çoğala sis mi kar mı tövbe de bir yokuş biçimi yaşamasından
Bakkallar sonrasıydı şaşırmış adamların ellerinden un akıtıp geldiği
Göğün son kez denendiği o heves ham yenen hurmalardan da buruk
Kireçlenip gömülmüştü üstelik defterleri korkulur güllere bulaşmasından
Hazırlıksız ve uzak ve geçici bir iki üç…
Bir olay kişisi mi hayır bir şeydi

her yerdeydi göstermek mümkün değil…
Bir sızıyordu kapıların altından türlü koyu renklerde endişelerde
Bir siliyor açık seçik izlerini var mı yok mu tövbe de bu masal zamandan
Gözlere yazılmalı çünkü unutturulur seyrine sadakat gerektiren her yokluk
Çünkü bir balkonun eğri büğrü kederi sözcüklerle olsun biçimlenmek istiyor
Hem büyüyor sokağın yüzüne birikmiş sular sularda bir ölüyü okumasından
Ağırlaşmış ve siyah ve kaç parça bir iki üç…
Herkesin kendisi mi elbet bir şeydi

Şemsiyelerin paltoların altında uzun…
Uzun şapka tereklerinin gazetelerin arkasında geveze bir boşluk
Vapurların basık salonlarında bakışan erkeklerle kızların inandığı
Bir kayıp ilanı ve son kez nerde görülmüş bir çift göz ve boyalı bir ağız
Evleri yağmurla işaretlenmiş kızlardan en az biri kalkıp gitmeli
Daha büyük gün yok çünkü bir gövdenin bulutları dağıtmasından
Geniş kalçalı ve toy ve ansızın bir iki üç…
Dağlara teklif mi gülünç bir şeydi

nilay özer

Harflerim Açmaz Daha

~ ~
çağırmayın beni gittim gülünüzden
bir sözcüğüm cümlenize dargın

ezberimi büyüdüm kitaplar içre
altı çizilmiş madem yalnızlığımın

sesinizin göğü Sözünüzden çıktım
kuşlarımı yanınıza almayın

yanınız ki ağır gelir gövdeme
taşıyamam her anlamı öyle yalın

çağırmayın beni gittim gülünüzden
bir sözcüğüm cümlenize dargın

ah düşünce bahçenize kırıldım
harflerim açmaz daha darmadağın

cengiz şenol

Ağaran Bir Suyum

~ ~
Nerden mi anlıyorum yaşlandığımı
Kadınlar gittikçe daha güzel

Güneş daha hızlı adımlıyor gökyüzünü
Sular daha soğuk rüzgâr daha serin

Eskiden her konuda konuşurdum istekle
Bir geniş gülümsemeyle dinliyorum şimdi

Büyük yapılar ışıklı çarşılar bitti
Ara sokaklara salaş kahvelere gidiyorum

Kurtulmak için çırpındığım çocukluğu
Yeniden öğreniyorum çocuklardan şaşarak

Bütün sesler çın çın bir yalnızlık oluyor
İçimden geçenleri söyledim sanıyorum

Birisi bir şarkı söylemesin kederle
Tenimde bir titreme kirpiklerimde buğu

Kısa söz basit eşya kedi sevgisi
Aktıkça ağaran bir suyum zamanın ırmağında

Nerden mi anlıyorum yaşlandığımı
Kadınlar daha güzel kadınlar daha uzak...

Şükrü Erbaş

Melankoli

~ ~
1/
kaybolurum fakat
susmak benim yenilgim olsun
benim çıkmazım olsun
itiraf gibi başlayıp düelloya çağrılan aşk
anımsamasam geçmişi yorumlayıp
doğrularımdan kuşkulanmasam
hiç sorun değil
ancak
gün biter anısı
aşk biter ağrısı kalır
bitmeyen bir rüya var mı ki

yansımı aramasam yankımı duyamasam
kaybolurum fakat
susmak benim yenilgim olsun

2/
yastığımdaki kuşlara karşı
savunmasız kalıyor yüzüm

gece

son bir öpüş
son bir öpüş olsa

olsa dolar mı yanağımdaki çukur

bitmeyen bir rüya

ateşin öfkesini su

dilin zehrini sözcükler alır

3/
siyah bir kedi misin
penceremin önünde mızıka çalan

kimsen daha uzun kal

benim yalnızlığım
onların kalabalığı vardı
çektim kapıyı

benim kalabalığım
onların yalnızlığı oldu

4/
sonunda
duran
durulan
susan
hepsinin
anladım
ben varım

kalbimi dünyanın kapısına bıraktım
bağırdım
çık dışarı

5/
iki kişi kalıyorum yokluktan
aynaların boşluğunda duruyorum

çay bardaklarının gölgesi yutuyor ellerimi
masalar uzuyor kimsesizliğimden

burçlardan konuşmak
yalnızlığın sürgünü
zamanın sarmalı
duvar saatlerinin sarkacı

hayal perdesi kapanmayan akşamlarla bir olup
saçımı ayaklandıran rüzgar
hatırayı kışkırtan gurup
seni bana soruyor

6/
bilemiyorum

ne diyeyim

Enver Topaloğlu

Her Yer Uzak

~ ~
Bıktım,
Yarı çıplak bir lanetten nasibimi almaktan
Eski yazıdan kalma
Ergen bir harf olmaktan
Bozgun iskelelerde tütünden öksürünce
İncindim
Yazıldığım gibi okunamamaktan

Ne kaldı şu salavat getiren bir trenden geriye
Hangi uzağa gitsem karşımda çıkmaz sokak
Beni tanısın annem yoksa sevişeceğim
Yoksa kırdıracağım şu annelik senedini
Kaç kızın kalbine sürünmekle geçti ömrüm
Suya koşan ceylanlar ürkeklerse bendendir
Sırat'tan yer ayırttım
Yer kalmaz yoksa bana
Hangi vebale sorsam yüzümde içli küfür

Kermeste yorulmuş adamlardan satılsa
Alırım beklemeden yamanır yırtıklarım
Hangi şamdandan düştüm, hangi kentin tabelasıyım
Ama kimdim dünyanın yanında
Çoktan elden gittim, yenilmiş bir peygamber kadar mahçup
Dolaşıyor dilden dile şu akortsuz sırlarım

Bülent Parlak

DAHA SONRA

~ ~
Şiirlerde daima farklı görünür.
Başkalarınca yazılan cümleler okuyunca
her şey açık ve kolay görünür.
Yangına hâlâ dayanan bir kâğıt gibi,
üstündeki kül izlerini pek
hissedemeyen. Avlumda
kül öyle kapsamlı ki.
İlüzyon gibi. Esinlendiren bir resim gibi.
Çoğu kimse kayıp güzellik hakkında yazar,
aniden başa gelen ve terk edilmiş suskun bir kalbin
içine sürünen talihsizlik hakkında.
Ama ben avlum hakkında ve pencereden görebileceğiniz
nehir hakkında yazmak isterim.
Bir kül ağacı ile iki ıhlamur ağacı hakkında yazmak
isterim -geçen gün yok olan.
Masal mekanizması ansızın tamamen
anlaşılmaz oldu benim için.
Pencereden düşen küller,
daha dün masa, yatak veya kitap olan
siyah is,
kimsenin pek düşünmediği birinin hayatı,
boğazımda düğümlenip görüşümü bulandıran.
El salladığımda
hâlâ bir şey hissedebilir miyim acaba?

Zvonko Maković