Senaryo:Onur Ünlü
Beş Şehir, bir polis, bir tezgâhtar, bir öğretmen, bir seyyar satıcı ve 11 yaşında bir çocuğun, yaşamla, ölümle ve aşkla iç içe geçen hikâyesini anlatıyor.
Çekimleri İstanbul’un ardından Afyon ve Eskişehir’de mayıs sonuna kadar devam eden ‘Beş Şehir’in yönetmenliğini Polis filmiyle tanınan Onur Ünlü, görüntü yönetmenliğiniyse Meleğin Düşüşü ve Beyaz Melek gibi filmlerin ödüllü görüntü yönetmeni Eyüp Boz üstleniyor.
Türkiye’nin sayılı plastik makyaj sanatçılarından, makyör Derya Ergün ise dünyada nadiren uygulanan bir makyaj tekniğiyle filmin sürprizlerinden birine imza atacak.
“Onur Ünlü, ‘Polis’le tanınan, ‘Güneşin Oğlu’ ve bir parça ‘Çocuk’la da hatırlanan genç kuşak yönetmenlerden. ‘Beş Şehir’ ise onun bu hesapla ‘üçbuçuk’uncu filmi.” Bu cümleyi, Antalya sırasında filme ilişkin izlenim yazısında kullanmıştım. Aradan geçen süre içinde Ünlü, yirmi yıllık yönetmen arkadaşı Taner Elhan’la birlikle ‘Acı Aşk’ (filmin senaristiydi) gibi sinemamız adına gerçekten de hem tuhaf, hem de kayıtsız kalınamayacak bir yapıt ortaya çıkardı. Bütün bu geride kalan izleri takip ettiğimizde Ünlü’nün her bir meseleye sarkastik, ti’ye alan ama içten içe acı da çeken bir tavırla yaklaştığını görüyoruz.
Ölüm ki en çok yakışandır bize
‘Beş Şehir’e göz atarsak; filme ‘Aydın’, ‘Osman’, ‘Şevket ve Kedi’, ‘Tevfik Öğretmen’ ve ‘Dilek’ başlıklarından oluşan, epizodvari bir mantık ve anlatım hâkim. Bu ‘beşli’yi ortak parantezde buluşturan nokta ise hem birbirleriyle bir şekilde bağlanmaları, hem ölümle olan hesaplaşmaları. Bu toplam içinde bence en derin izi bırakan hikâye ve karakter, bir polisi anlatan ‘Aydın’dı. Bu arada ‘Tevfik Öğretmen’ bölümü de, öykünün dramatizasyonu itibarıyla Nuri Bilge’nin ‘Üç Maymun’u tadında. Bu hikâye, sonradan daha geniş hacimli ele anılıp trajik bir yapıta dönüştürülebilir.
‘Beni Vur’la kalpten vuruyor
Filmdeki ölüm temasına ilişkin de Ünlü, “Ölümü hep hatırlamamız lazım. O her an bizimle. Bu yüzden de ölüm fikrinden dolayı daha az kötülük yapmalıyız” yorumunda bulunuyor. Filmde yönetmen kumaşını hissettiren bölüm ise final. Hele ki burada soundtrack’ten yükselen Ahmet Kaya’nın ‘Beni Vur’ parçası var ki, herkesi yüreğinden ‘çok fena’ vuruyor.
ah muhsin ünlü diye bildiğimiz acaip adam.ben çok severim.şiirleriyle bilinsede aslında yönetmen.izlenmeye değer kanımca:
freud diye bir şey yoktur
sen beni öpersen belki de ben fransız olurum
şehre inerim bir sinema yağmura çalar
otomobil icad olunur, zarifoğlu ölür
dünyadaki tüm zenciler kırk yaşından büyüktür.
-senegalliler dahil değil
sen beni öpersen belki de bulvarlar iltihablanır
çağdaş coğrafyalarda üretir cesetlerini siyaset bilimi
o vakit bir sufiyi darplarla gebertebilirsin
hayat bir yanıyla güzeldir canım, sen de güzelsin
-yoksa seni rahatsız mı ettim?
sen beni öpersen belki de aşkımız pratik karşılık bulur
ne ikna edici bir intihar girişimidir şimdi göz göze gelmek
elbette ata binmek gibidir seni sevmek sevgilim
elbette gayet rasyoneldir attan atlamak
-freud diye bir şey yoktur.
sen beni öpersen belki de ben gangsterleşirim
belki de şair olurum seni de aldırırım yanıma
bilesin; göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün
yani ya bu eller öpülür, ya sen öldürülürsün.
-haydi iç de çay koyayım.
ah muhsin ünlü

