yeni bir paradigma arayışı

~ ~
"Kendi içimde kayboldum. Yoksa kendimin dışına dağılıp da mı kayboldum? Her ikisi de. Benim merkezim orada bir yerdeydi ve her köşeyi dolduruyordu. Ya da ben ayak uçlarımın, ellerimin, yüzümün bittiği yerde başlayan biriydim.
Kendimi gövdeme iliştiren yalnızca belli belirsiz birşeydi. Duyumlarım yokolmuşlardı. Gördüklerim ve işittiklerimle benim aramda bir mesafe vardı, belki hissettiklerim de aynı durumdaydı. Bende yaşayan yalnızca kekre bir soluktu.
Ağladım. Gözyaşlarım çevremdeki bunca kalın duygulu insanın hesabını görmeliydi. Gerçi 'onlar' için ağlıyor değildim. Ağlayan 'ben' de değildim aslında. Bir bent yıkıldı ve ırmak boşalmaya başladı. Bendi yıkan ben değildim, suyu canlandıran da. Ben gözyaşlarının üzerine düştüğü topraktım yalnızca.''
(Ian Dallas/Gariplerin Kitabı)
ruhlarımız bir birimizin ruhlarına değmeden bedenlerimizi toprağa veriyoruz.modern zamanlarda toprağa verme ayini bile o kadar anlamsızki.yakılması daha anlamlı olur sanki.
ruhlarımız değmediğinden birbirimizin ruhuna acılarımız bile anlamsızlaşıyor.

Elif şafak ''AŞK'' romanında bir yerde Şems'e söyle dedirtiyor:
"Bu Allah'tan rol çalmak olur!" (s. 120)

karşımızda Şems olduğunu kim söyleyebilir şimdi bu repliğe bakıp.
hepimiz birbirimize bakarak yalan söylüyoruz.tüm acılarımız hak arayışlarımız bu yalanın altında eziliyor.duvara çarpıp geri dönen söylemler suretinde.ulus devletten şikayetle hak arayan kitle başka bir ulus devlet kurgusuyla çıkıyor karşısına ezen olduğu iddia edilen kitlenin.çarşafıyla stand up gösterisi yapan kadın kullandığı dilin modernizmin yalnızlaştırıcı dili olduğunu sorgulamıyor bile.

Gandhi müslüman hindu çatışmalarında başladığı ölüm orucu bitirmesi için kendisine gelen küçük bir müslüman çocuğu öldürdüm ben cehennemliğim bir de senin günahını almak istemiyorum diyen hinduya döner ve şöyle der:
''cennete nasıl gideceğini biliyorum.anası babası olmayan bir müslüman çocuğu evlat edin.ve onu büyüt.fakat onu bir müslüman gibi büyüt... ''
Gandhi'den başka bir sözle devam edeyim sırasıdır şimdi:
Bir insanı, ancak gerçekten uyuyorsa uyandırmak mümkündür. Ama, eğer uyumuyor da uyku taklidi yapıyorsa, dünyanın bütün gayretlerini sarf etseniz, nafiledir.

sorunumuz sanırım tamda bu.kimse uykuda değil.herkes uyanık.sorun referanslarımız.
kimse hakikatin peşinde koşmuyor.elimize verilmiş şablonlar var ve hayatımızı o şablonlar üzre düzeltme çabasındayız.herbirimiz bulunduğu gettodan karşı gettolara salvolar sallıyor.zulmü yapanın kim(liği)üzerinden alıyoruz pozisyonlarımızı.islamcı gettolardan iran'a bakarken susmamız,alevi gettosundan yavuz ve inönü kıyımlarında inönü'yü temsil eden zihin dünyasından saf tutmamız ondan. kimimiz içkimizi meşrulaştırmak adına moderne biat ederken kimimiz türbanımızı siyasallaştırmak adına geleneğe.modern ve gelenek arasında debelenen vücutlar ruhtan bihaber olduğundan acılarımızı çarpıştırmaktan başka bir anlam dünyasına açılmıyor siyaset.istim üstündeyiz.şimdi güçlenecekler ve iktidara gelecekler.ama hiç kimse bu
geliş biçiminin iktidarda olanla aynı dilden beslendiğini görmüyor yada bunu görmezden geliyor.
aslına bakarsanız hiçkimse acı çekmediği için herkes acı çekiyor.
oysa her şey ruhun bedenlerimizden kovulmasıyla başladı.direnen son kaleler şiir ve müzik belkide.kaldıki bu ikisini birbirinden ayırmakta mümkün değil.iyi müzik size şiiri anımsatırken iyi şiir zaten bir müzik gibi dökülüyor içinize.
ve tamda bu sebeble bir şairin bir müzisyenin herhangi bir gettodan seslenmesini oldum olası kabullenemedim.yersiz yurtsuz şiirler yersiz yurtsuz müzikler diliyorum hepimize.çünkü benim yerim var diyen kendine yer ararken boş yere acısını parlatmasın.çocukların ulusu yok der usta.ben onlara ulussuz şair ve müzisyenleride eklemek istiyorum.
"Bana göre arayan Tanrı'dır. Fakat o aranılan sevgilinin hikâyesi hiçbir kitapta meşhur olmadı."
(Şems-i Tebrizî,
Makalât)

köksal özyürek

0 yorum: